Ceza hukuku, İş Hukuku, İcra - İflas Hukuku, Medeni Hukuk, Yabancılar Hukuku, Ticaret Hukuku
GİRİŞ Kişi özgürlüğü ve güvenliği ile özel hayatın gizliliği, demokratik hukuk devletinin en temel güvenceleri arasında yer almakta olup, bu haklara yapılacak müdahalelerin ancak kanunla öngörülmüş, ölçülü ve denetlenebilir olması zorunludur. Ceza muhakemesi hukukunda arama tedbiri, maddi gerçeğe ulaşma amacıyla başvurulan önemli koruma tedbirlerinden biri olmakla birlikte, bireyin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahale niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda adli arama ile önleme araması, amaçları, hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve sonuçları itibarıyla birbirinden ayrılan iki farklı arama türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Adli arama genel özellikleri itibariyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116 vd. Maddelerinde düzenlenmektedir. Önleme araması ise henüz kanun düzeyinde bir düzenlemeye kavuşmamış olup 01.06.2005 tarihli Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Adli arama; Adli ve önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır: Adlî arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir. Bu tanım doktrin tarafından da kabul edilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise adli arama işlemi açıkça tanımlanmamış olup; arama işleminin genel esasları düzenlenmiştir. Adli arama işlemi yalnızca şüpheli veya sanık hakkında uygulanan bir tedbir niteliğinde değildir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu'nun diğer kişilerle ilgili arama başlıklı 117. Maddesine göre: Şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla, diğer bir kişinin de üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir. Örneğin şüphelinin suçun icra hareketlerini tamamladıktan sonra polisten kaçtığı aşamada tanımadığı kişinin evine girmesi durumunda kişi herhangi suç şüphesi altında olmamasına rağmen şüphelinin yakalanması amacıyla kişinin ikametinde arama işlemi yapılabilmektedir., Önleme araması: Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde açıkça tanımlanmamıştır. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9. Maddesinde önleme aramalarının genel esaslarından bahsedilmiştir. Bu maddeye göre: Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar. Bu hüküm tam olarak tanım seviyesinde olmamakla birlikte önleme araması kavramının önemli hatlarını ortaya koymaktadır. Adli aramanın hukuki çerçevesi Ceza Muhakemesi Kanunu adli arama işlemi için birkaç kriter ortaya koymaktadır. Bu kriterlerden birincisi; şüpheli veya sanığın yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda ''makul şüphe'' derecesinde şüphe seviyesidir. Makul şüphe, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 6. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir.'' Uygulamada makul şüphe sebepleri arama emrinde / kararında gösterilmektedir. Adli arama işleminin bir diğer unsuru suç işlendikten sonra ortaya çıkan bir koruma tedbiri olmasıdır. Adli arama işleminin bu özelliği; adli arama- önleme araması farkını net bir şekilde ortaya koyan kriterdir. Nitekim önleme araması;suç işlenmesini önlemek amacıyla yapılan bir işlemdir. Adli aramanın bir diğer unsuru karar mercileri konusudur. Adli arama kararını verebilecek merciler hem kanunda hem de yönetmelikte tek tek sayılmıştır. Adli arama kararını verebilecek asli merci hakimdir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısı da arama kararı verebilir. Cumhuriyet savıcısına ulaşılamadığı durumlarda kolluk amirinin yazılı emriyle arama işlemi yapılabilir. Düzenlemeden de görüleceği üzere cumhuriyet savcısının arama kararı verme yetkisi; gecikmesinde sakınca bulunan hallerle sınırlıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı Yargıtay içtihatlarına konu olmuş ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi gecikmesinde sakınca bulunan hali şöyle tanımlamıştır: Gecikmesinde sakınca bulunan hal; derhal işlem yapılmadığı takdirde suçun iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması veya şüphelinin kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi ihtimalinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hakimden karar almak için vakit bulunmaması halini ifade eder (Y11CD-K.2021/2260). Arama emri/ kararı cumhuriyet savcısı tarafından verilecekse; gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığını ortaya koyan sebeplerin de ortaya konulması gerekmektedir. Kolluk amiri ise yalnızca cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda arama emri verebilmektedir.Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir. Adli arama işleminin bir diğer kriteri ise uygulamada hazurun olarak adlandırılan arama tanığıdır. Arama tanığı; tanımı itibariyle arama sırasında hazır bulunan kişi anlamına gelmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu' nun 119/4 düzenlemesine göre '' Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.'' Hükmün aksini yorumlarsak konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için cumhuriyet savcısının bulunması tek başına yeterlidir. Ancak cumhuriyet savcısının aramada hazır bulunmaması durumunda kanun iki işlem tanığı aramaktadır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/10-360 Esas, 2025/151 Karar sayılı dosyada arama esnasında iki işlem tanığının bulunmamasını bozma nedeni yapmıştır. Askeri mahallerde yapılan arama işlemi Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. Maddesinin 5. Fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir. Askeri mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyetsavcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından yerine getirilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle de askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından arama yapılabilir. Kanun, askeri mahallerde arama yapılabilmesi açısından da gecikmesinde sakınca bulunan hal durumunu ayrıca düzenlemiştir. Askerî mahallerde yapılacak aramalar için hâkim veya Cumhuriyet savcısı istemde bulunacaktır. Bu istem üzerine arama askerî makamlar tarafından yapılacaktır. Ancak, bu işleme hâkim veya Cumhuriyet savcısı mutlaka katılacaktır. Bu katılım sadece hazır bulunmaktan ibaret olmayıp fiilen katılma olarak düşünülmüştür; bunun anlamı; adı geçenlerin istemlerinin askerî makamlarca yerine getirilmesidir. Önleme aramasının hukuki çerçevesi Önleme araması işleminin kriterleri ise PVSK 9. Maddesi ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18 vd. Maddelerinde sayılmıştır. Öncelikle önleme araması işlemi yapılabilmesi için makul sebep gerekmektedir. Makul sebep kavramının kanunda ve yönetmelikte tanımı yapılmamıştır. Makul sebep, makul şüpheden daha geniş bir kavram olup; somut olaya göre belirlenmektedir. Her somut olay açısından makul sebep farklı değerlendirilebilir. PVSK madde 9/4 c bendine göre halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde önleme araması yapılabilir. Örneğin halka açık konser organizasyonu, katılabilecek kişi sayısı itibariyle suç işlenmesini önlemek amacıyla, önleme aramasına konu olabilir. Önleme araması, suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla sınırlı olarak yapılmaktadır. Yani önleme aramasının amacı suç işlenmesini önlemektir. Önleme aramasına karar verme mercii ise kanunda ve yönetmelikte düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 19. Maddesine göre önleme araması hakim kararıyla yapılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise mülki amirin yazılı emriyle önleme araması yapılabilmektedir. Mülki amir ise illerde vali; ilçelerde kaymakamdır. Yine adli arama açısından geçerli olan gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığını gösteren durumlar, önleme araması kararında da belirtilmelidir. Adli aramadan farklı olarak, önleme araması için PVSK' da gecikmesinde sakınca bulunan hal karinesi düzenlenmiştir. PVSK 9. Maddesi 6. Fıkra düzenlemesine göre: ''Spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hallerde gecikmesinde sakınca bulunan hal var sayılır.'' Sayılan bu hallerde önleme araması kararını/ emrini verme yetkisi mülki amire de verilmiştir. Önleme araması yapılabilecek yerler Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 19. Maddesinin 2. Fıkrasında sayılmıştır. Önleme araması yapılabilecek yerler şöyledir: a) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde, b) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde, c) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde, d) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve üniversite binaları ve ekleri içerisinde, kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması olasılığı karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek üniversite, bağımsız fakülte veya bağlı kurumların içerisinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkış yerlerinde, e) Umumî veya umuma açık yerlerde veya öğrenci yurtlarında veya eklentilerinde, f) Yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında, g) Her türlü toplu taşıma veya seyreden taşıt araçlarında, h) 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda öngörülen suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, ticarethane, işyeri, eğlence ve benzeri yerler ile eklentilerinde, i) 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 12 nci maddesi kapsamında spor müsabakası öncesinde, esnasında ve sonrasında spor alanının çevresinde ve müsabakanın yapılacağı yer gidiş ve geliş güzergâhında, j) 5253 sayılı Dernekler Kanununun 20 nci maddesi kapsamında, derneklerde veya eklentilerinde önleme araması yapılabilir. Yönetmeliğe göre makul sebep bulunması şartıyla yukarıda anılan yerlerde önleme araması yapılabilmektedir.Adli arama ve önleme aramasının farkları ise şöyledir: Amaç Bakımından Farklılık Adli aramanın temel amacı, işlenmiş veya işlenmesi devam eden bir suçun aydınlatılması, suç delillerinin elde edilmesi ve şüpheli veya sanığın yakalanmasıdır. Bu yönüyle adli arama, doğrudan ceza muhakemesi faaliyeti kapsamında yer alır. Buna karşılık önleme araması, henüz somut bir suç şüphesinin bulunmadığı durumlarda, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve genel asayişin sağlanması amacıyla yapılır. Önleme araması, ceza muhakemesinden ziyade idari kolluk faaliyeti niteliği taşımaktadır. Adli kolluk suçun oluşup; kamu düzeninin bozulduğu aşamada ortaya çıkmaktadır. İdari kolluk ise suçun oluşumunu önleme amacına hizmet eden kolluk faaliyetidir. Hukuki Dayanak ve Uygulama Alanı Adli arama, başta Anayasa’nın 20. ve 21. maddeleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116-122. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adli arama, suç şüphesine dayalı olarak ve ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında gerçekleştirilir. Önleme araması ise Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) m.9 ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği hükümlerine dayanmaktadır. Bu arama türü, suç işlenmeden önce koruyucu ve önleyici kolluk faaliyeti olarak uygulanır. Yetkili Merci ve Karar Usulü Adli arama kural olarak hâkim kararı ile yapılır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılabilir. Bu istisnai durumlarda savcı emrinin derhâl hâkimin onayına sunulması zorunludur. 3. İhtimal olarak adli arama kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilir. Ancak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Önleme aramasında ise karar verme yetkisi, genel olarak sulh ceza hâkimine aittir. Ancak uygulamada önleme araması kararları belirli süre, yer ve kapsamla sınırlı olmak üzere alınmakta ve kolluk bu sınırlar içerisinde hareket etmektedir. Önleme aramasının idari yönü ağır bastığı için Cumhuriyet savcısının önleme aramasında rolü bulunmamaktadır. Şüphe Seviyesi Bakımından Fark “Makul sebep” konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken “makul şüphe” çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir. Adli arama için makul şüphe veya somut olaylara dayanan suç şüphesinin varlığı aranır. Bu şüphe, arama kararının gerekçesinde açıkça gösterilmelidir. Yönetmeliğin 6. Maddesinin 3. Fıkrasına göre ''Makul şüphede, ihbar veya şikâyeti destekleyen emarelerin var olması gerekir.'' Önleme aramasında ise somut bir suç şüphesi aranmaz; genel tehlike, risk veya kamu düzeninin bozulma ihtimali yeterli kabul edilmektedir (makul sebep). Ancak bu durum, önleme aramasının keyfi şekilde uygulanabileceği anlamına gelmemekte, ölçülülük ve belirlilik ilkeleri geçerliliğini korumaktadır. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre (m. 141/1i) hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişi maddi ve manevi her türlü zararını Devletten isteyebilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında tazminat hakkı yalnızca; aleyhine, ölçüsüz adli arama işlemi gerçekleştirilen kişiye tanınmıştır. Aleyhine ölçüsüz önleme araması gerçekleştirilen kişinin ise önleme aramasının idari niteliği gereği; Devlet aleyhine, İdare Mahkemelerinde tam yargı davası açması gerekmektedir Arama Sonucunda Elde Edilen Delillerin Hukuki Niteliği Adli arama sonucunda elde edilen deliller, hukuka uygunluk şartlarını taşıması hâlinde ceza yargılamasında delil olarak kullanılabilir. Buna karşılık önleme araması sırasında elde edilen bulguların doğrudan delil niteliği tartışmalıdır. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, önleme aramasının adli arama amacına dönüştürülmesi hâlinde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil sayılacağı vurgulanmaktadır. Bu nedenle önleme aramasında elde edilen bulguların, adli aramaya dönüştürülmeden kullanılması hukuka aykırılık sonucunu doğurabilmektedir. Önleme araması sırasında rastlanılan deliller hakkında Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 10. Maddesi uygulanır. Bu maddeye göre: Yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek, bir delil elde edilirse; bu delil koruma altına alınır ve durum Cumhuriyet başsavcılığına derhâl bildirilerek el koyma işlemini gerçekleştirmek için Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk âmirinin yazılı emriyle kolluk görevlileri elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Kararın içeriği bakımından Her iki arama türü de kişi özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığına müdahale teşkil ettiğinden, ölçülülük, gereklilik ve orantılılık ilkelerine uygun olarak uygulanmalıdır. Özellikle önleme aramasının sınırlarının belirsizliği, temel hak ihlallerine daha açık bir alan oluşturmakta; bu nedenle sıkı yargısal denetimi zorunlu kılmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. Maddesine göre adli arama kararının/ emrinin içeriğinde bulunması gereken hususlar şunlardır: Aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi. Kanunda sayılan bu hususlar bulunmadan yapılan arama işlemi sonucu elde edilen deliller hukuka aykırı delil niteliği kazanacak ve bu haliyle hükme esas alınamayacaktır. Önleme araması kararında/ emrinde ise bulunması gereken hususlar Yönetmeliğin 20. Maddesinde şöyle sayılmıştır: Aramanın sebebi, aramanın konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, geçerli olacağı zaman süresi. Hakim tarafından verilen önleme araması kararları aleyhine mülki amir tarafından kanun yoluna başvurulabilmektedir. 2559 sayılı PVSK’nda ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nde hâkimden arama kararı alınması gerekmeyen hâller gösterilmiştir. Buna göre; polisin, tehlikenin önlenmesi veya bertaraf edilmesi amacıyla güvenliğini sağladığı bina ve tesislere gelenlerin herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, üstünü, aracını ve eşyasını teknik cihazlarla, gerektiğinde el ile kontrol etme ve arama yetkisi bulunmaktadır. (PVSK m.9/7) Bunun dışında Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 25. maddesi uyarınca Devletçe kamu hizmetine özgülenmiş bina ve her türlü tesislere giriş ve çıkışın belirli kurallara tâbi tutulduğu hâllerde, söz konusu tesislere girenlerin üstlerinin veya üzerlerindeki eşyanın veya araçlarının aranmasında, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun Ek 1. maddesi kapsamında bulunan, sivil hava meydanlarında, limanlarda ve sınır kapılarında, binaların, uçakların, gemilerin ve her türlü deniz ve kara taşıtlarının, giren çıkan yolcuların X-ray cihazından geçirilerek, gerektiğinde üstünün ve eşyasının aranması ile buralarda görevli kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar personelinin, üstlerinin, araçlarının ve eşyalarının aranmasında ayrıca bir arama emri ya da kararı gerekmeyecektir. Yine 2559 sayılı PVSK’nın 20. maddesi gereğince; bir hukuka uygunluk nedenine bağlı olarak yapılan aramalarda da örneğin imdat istenmesi veya yangın, su baskını ve boğulma gibi büyük tehlikelerin haber verilmesi veya görülmesi hâllerinde de arama emir veya kararına gerek olmayacaktır. Sınırlamalar bakımından Kural olarak işlenmiş veya işlenmekte olan suçun açığa çıkarılması ve delil elde edilmesi amacıyla kişinin bulunduğu her mahalde adli arama işlemi yapılabilmektedir. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu adli arama işlemini bazı sınırlamalara tabi tutmuştur. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 118. Maddesine göre: Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. Türk Ceza Kanunu'nun tanımlar başlıklı 6. Maddesinin 1-e bendinde ''gece vakti'' tanımlanmıştır. Gece vakti, güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat öncesine kadar olan devam eden zaman dilimi olarak tanımlanmıştır . Adli arama işlemi hakkında birinci sınırlama kural olarak gece vakti arama yapılamamasıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu 118/2. Fıkrada gece vakti arama yapılamaması durumuna istisna getirmiştir. Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla gece vakti arama işlemi yapılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hal durumunu oluşturan sebeplerin de arama kararında/ emrinde gösterilmesi gerekmektedir. Adli arama işlemi açısından ikinci sınırlama ise Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. Maddesinde yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre: Kolluk âmirlerince konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama kararı verilemez. Sayılan bu yerlerde arama ancak hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılabilir. Aleyhine arama kararı verilen kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 19. Maddesine göre önleme araması yapılabilecek durumlar şu amaçlarla sınırlanmıştır: Önleme araması; Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amaçlarıyla sınırlı olarak yapılmaktadır. 19. Maddede önleme araması yapılabilecek mahaller sınırlı olarak sayılmıştır. Son fıkrada ise önleme aramaları yapılabilecek mahallere önemli bir sınırlandırma getirilmiştir. Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan özel işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz. Sayılan bu yerlerde arama işlemi yapılabilmesi için mutlaka hakim veya cumhuriyet savcısı tarafından verilmiş bir adli arama kararı/ emri bulunmalıdır. SONUÇ Adli arama ve önleme araması, her ne kadar görünüşte benzer kolluk müdahaleleri olarak algılansa da, amaçları, hukuki dayanakları, uygulanma şartları ve doğurdukları hukuki sonuçlar itibarıyla birbirinden kesin çizgilerle ayrılan iki farklı arama rejimini ifade etmektedir. Adli arama, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet eden bir koruma tedbiri niteliği taşırken; önleme araması, henüz suç işlenmeden önce kamu düzeni ve güvenliğini korumaya yönelik idari kolluk faaliyeti olarak düzenlenmiştir. Bu ayrım, yalnızca teorik bir sınıflandırma olmayıp, arama işleminin hukuka uygunluğunun ve elde edilen delillerin yargılamadaki geçerliliğinin belirlenmesi bakımından belirleyici öneme sahiptir. Örneğin konutta adli arama kararını kolluk amirinin vermesi, arama işlemi sırasında cumhuriyet savcısının bulunmaması ve bir işlem tanığının bulunması gibi durumlar arama işlemini hukuka aykırı hale getirmektedir. Arama işleminin hukuka aykırılığının sonucu olarak da elde edilen deliller hükme esas alınamayacaktır. Sonuç olarak, adli arama ve önleme araması arasındaki ayrımın netleştirilmesi ve uygulamada bu ayrımın titizlikle korunması, hem ceza muhakemesinin meşruiyeti hem de bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin etkin korunması açısından zorunludur. Bu ayrımın ihlali, yalnızca hukuka aykırı delil tartışmalarına yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda yargıya olan güvenin zedelenmesi sonucunu da beraberinde getirmektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, arama tedbirlerinin istisnai nitelikte olduğu unutulmamalı; her türlü arama işlemi, kanunilik, ölçülülük ve yargısal denetim ilkeleri çerçevesinde uygulanmalıdır.